ŞU MAHALLE BASKISI DEDİKLERİ
22, Şubat 2009 at 9:41 am 1 yorum
Bu haftanın en önemli psikolojik hadisesi inançlı insanlara karşı yürütülen psikolojik harekattı. Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın sorumluluğunda; İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener isimli gazetecilerin yönetiminde; Soros’un Açık Toplum Enstitüsü Direktörü Hakan Altınay, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Yeşim Arat, Prof. Dr. Hakan Yılmaz, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel’in de katkılarıyla yürütülen “Türkiye’de Farklı Olmak-Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” adlı araştırmada sosyolog ve siyaset bilimci Şerif Mardin’in gündeme getirdiği “mahalle baskısı” kavramından yola çıkılarak, Türkiye’de din, muhafazakârlık ve toplumsal baskı arasındaki ilişkinin incelendiği iddia ediliyor.
“İstatistik, yalan söylemenin bilimsel yoludur” maharetiyle aşağıdaki iddiaların toplumsal huzursuzluğun arttırılması yönünde kışkırtıcı bir unsur olarak kullanıldığı söylenebilir. Huzur bozmak diyemiyorum. Çünkü inançlı insanların kaçırılmış huzurunun çok derinlere gömülü olduğu kanaatindeyim. Geçmişte yaşananlar için özür beklenirken, malesef özür başkalarından dileniyor sopa aba altından gene inançlı insanlara gösteriliyor.
İddialar şöyle: “AKP iktidarı, cemaatlerin güçlenmesi gibi etkilerle laikler yalnızlaştırıldı. Mahalle baskısından uzak bir yaşam alanı kurmak oldukça zor. Sünni-Türkler diğer kesimlerin taleplerine duyarsız İslami kesimin şikâyetleri azaldı, laik kesimin şikâyetleri arttı. Artık, cuma namazına giden, başı açık olan eşlerin örtündüklerini, hacca-umreye gitmenin ya da iftar daveti vermenin ‘moda’ olduğu, oruçlu olunmasa bile oruçluymuş gibi davranıldığı yeni bir tip belirdi. AKP iktidarının kadrolaşması, dini cemaatlerin ekonomik gücü ve yaygın örgütlenmesi sonucunda laik kimliği olan kişiler yalnızlaştırılıyor, ötekileştiriliyor ya da iktidar kaynaklı baskıya maruz bırakılıyor”.
Araştırmada milli görüşün iktidara talip olması ve dünya siyasetine soyunmasına denk gelen 1999 yılına kadar yapılan birçok ankette “laik” kesimin dindarları baskı altında tuttuğu yönündeki saptamaların bugün yön değiştirdiği iddia ediliyor. 1999 yılında halkın yüzde 42’sinin “Türkiye’de dindar insanlara baskı yapıldığı” yönündeki kanısının, 2006’da yüzde 17’ye düşmesiyle desteklenen iddia “aman inmesin tekrar yüzde 50’lere çıksın” edasında. Tüm dünya islamiafobia’nın düşmesi için gayret ederken ülkemizde korkunun azalması, hastalıklı zihinlerde maalesef kaygıya sebep oluyor. Ayrıca dindarlara baskı yapıldığına dair kanaatlerin yüzde 17’ye düşmesi baskıların azaldığının göstergesi olarak kabul edilebileceği gibi dindarların sindirildiği olarak da yorumlanabilir. Bu durum araştırmanın operasyonel bir amacı olduğuna işaret edebilir.
Araştırmada inançlı insanların şikâyetlerinin azaldığına, laik kesimin şikâyetlerinde artış olduğuna dikkat çekiliyor. Bugün malzeme olarak kullanmak için inançlı insanların şikâyetleri azaldı diyenler o şikâyetlerin yaşandığında nasıl duymadılar içli ağıtları. İnsaflı insanların dışında hangileri yayınladı, araştırdı bu konuları. Bilim ne zaman ilmi silah gibi kullanmaktan vazgeçtiğinde, tıpkı aslanların kendi tarihlerini yazmadan önce tarihin hep avcıları övmesi yanılgısındaki gibi bir hatadan kurtulur.
“Hastanede başını açmadığı için tedavi edilmeyerek geri gönderilen hastaların cenazesini nereye gömdü bu araştırmacılar. Kamusal yalanın sonucu lise de namaz, okulda başörtüsü tamtamlıkları ne kadar çabuk unutuldu. İçki masasında personel seçmenin hala en geçerli yöntem olmadığı kim söyleyebilir. Sağ elde yüzük hele de alyanssa ne anlam ifade ediyor, hâlâ” diye düşünemeden edemiyor insan.
Bu gerçekler hâlâ yaşanıyorken araştırmanın şu iddiaları gerçekten ironik değil mi? “Mülakatlarda, esnafından, işadamından, memuruna kadar iş yaşamında yer alan çoğu kişinin, ‘Ben de sizdenim’ mesajını vermek üzere cuma namazına gitmeye, ya da kılıyor görünmek için kepenk kapatmaya başladığını, o tarihe kadar başı açık olan eşlerin örtündüklerini, selamlaşmanın ‘merhaba’ ya da ‘günaydın’dan ‘selamünaleyküm’e dönüştüğünü, içki içenlerin kamuya açık yerlerde içmekten imtina ettiklerini, hacca-umreye gitmenin ya da iftar daveti vermenin ‘moda’ olduğunu, ramazanda oruçlu olunmasa bile oruçluymuş gibi davranıldığını, İslami neşriyat bulundurmanın ya da dini cemaat toplantılarına katılmanın zorunlu hale geldiğini, laik ya da sol sendikalardan istifa edilip iktidar yanlısı sendikalara üye olunduğuna” dair iddiaların hepsi dün ters istikamette yaşanmıyor muydu? Özür dilemedeki beceriksizliğine mi saymalı bu itirafları. Peki sahiden bugün özür dilenildiği hüsnü zannı beslenen o baskı uygulamaları devam etmiyor mu? Yoksa sadece herkes kendi yarasına mı merhem arama telaşında inançlı insanlardan başka yarası açıkta kalmış olan varsa tabi.
“Liseli bir erkek öğrenci, başı açık kızları daha güzel buluyor, ancak, evlendiğinde karısının örtülü olmasını istiyordu” iddiası liseli çocuğun lisede okuyan başı kapalı hiçbir kız arkadaş görememesiyle alakalı olabilir mi acaba? Çocuğun evlilik tercihinin toplumsal baskı ile ilişkilendirilmesi, aslında gerçek baskı, zorlama ve yasakçı zihniyetten kaynaklanan başörtüsü yasağını gizleyebilir mi? Liseli çocuk aslında baskı yaşıyor ama bunun farkında değil. Liseli kızlar başörtüsü yasağının farkında mı peki? Ya bu yorumu yapan araştırmacılar… Oruca birbirini teşvik eden öğrencilerden de bahsedilmiş araştırma da. Oruç insanın ruhunu ve zihnini kötülükten arındıran bir ibadettir. Bu çağrıdan esrar, eroin, fuhuş partilerine teşvik ediliyormuş gibi ürktükçe, gaspçı, tecavüzcü, testere dişlililerine davet ediliyormuş gibi korktukça, uygunsuz şekilde kardeşine yakalandığı için genç yaşta kardeş katil olup kireçli ve naftalinli bir sandığı kardeşine mezar kendisine de döşek yapan zihniyetlerin peydahlamaya devam edeceği kanaatindeyim.
Araştırmanın taraflı olduğuna dair tüm bu kanaatlerimiz bir yana araştırmanın yöntemleri de bilimsel olarak nitelendirilemeyecek niteliktedir. Bu mızrak bu çuvala sığmaz. Bu put diş kırar. Araştırma, Aralık 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında Erzurum, Kayseri, Konya, Malatya, Sivas, Batman, Trabzon, Denizli, Aydın, Eskişehir, Adapazarı (Sakarya) ve Balıkesir olmak üzere 12 Anadolu kenti ile büyük göç alan İstanbul Sultanbeyli ve Bağcılar ilçelerinde yüz yüze mülakat yöntemiyle yapılmış. Her ilde 3-4 gün süreyle 265’i erkek, 136’sı kadın olmak üzere toplam 401 kişi ile görüşülmüş.
Amaçlı örneklem (deneklerin CHP İl Örgütleri, ADD, Eğitim-Sen, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Dernekleri, Cem Vakfı gibi kuruluşlardan ve dindar insanlara muhalif olarak bilinen eczane, mimarlık bürosu, doktor muayenehanesi işyerlerilerinden seçilmesi-28 şubat sonrasında mağdur edilen başörtülü öğrenci derneklerin, imam hatiplerin, milli görüş kurumları ve kurmaylarının örnekleme dahil edilmemesi) neticesinde arzulanan sonuç alınabilir. Soruların yönlendiriciliği de açık. Tamamen bir kurgu ve kasır üzerine inşa edilmiş.
İçerik analizine baktığımız zaman AKP ve İslamcı kavramlarının çok sık geçtiğini görebiliriz. Bu da provakatif maksatlı amacın nereye yönelik olduğunun göstergesi olarak düşünülebilir.
Toplumda Laik-antilaik ayrımcılığı yaptığı için araştırma toplumsal etik kodlara sahip değil. Bilimsel etikten yoksun olduğu yukarıda izah edildi.
Bu araştırma alanında tek değildir. TESEV desteği ile 2006 yılında Prof. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu, “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Buna göre, Türkiye’de şeriat düzeni isteyenlerin sayısı azalırken, laikliğin tehdit altında olmadığını düşünenlerin sayısının arttığı belirtilmişti. 1999 yılında, “Türkiye’de şeriata dayalı bir din devleti ister miydiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verenlerin oranı yüzde 21 iken, bu rakam 2006 yılında yüzde 9’a gerilemişti. Aynı dönemde, “Türkiye’de son 10-15 yıl içinde köktendinciliğin yükseldiği görüşüne katılıyor musunuz?” sorusuna “Hayır” diyenlerin oranı ise yüzde 61.3 olarak belirlenmişti. Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü ise Türkiye’de dindar çevrelerin laik çevrelere baskı yapmadığı görüşünde birleşmişti. Araştırma, Türkiye’de türban, başörtüsü veya çarşaf kullananların sayısında da bir azalma olduğunu ortaya koymuştu.
Şimdi bu iki araştırma sonuçlarını bir araya getirdiğimizde büyük bir tutarsızlık göze çarpmaktadır. TESEV’in sonucuna bakarak AKP ile gelen süreçte inançlı insanların iddialarından vazgeçtikleri, liberalleşme gayreti içine girdikleri, taleplerinden vazgeçtikleri, sekülerleştiklerine dair ipuçları elde edilebilirken bu çok yakın tarihli yeni araştırma tam ters yönde bir iddia ortaya atmaktadır.
Gene 2007 de benim tarafımdan yapılan “Din karşıtı propaganda ve dindarlık” yüksek lisans tezinde Müslümanların son beş yıl içindeki dini inanç, tutum ve davranışlarındaki değişime dair kanaatleri ölçülmüş, neticede din karşıtı algılanan her propagandanın savunmacı dindarlığı geliştirerek insanların inançlarını daha da içselleştirdiklerine vesile olduğu yönünde bulgular elde edilmiştir.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildiğinde aslında din karşıtı algılan her süreç ve propagandanın (28 şubat, 11 eylül, Türkiye’de Farklı Olmak-Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler, …) inançlı bireylerin dinlerini daha çok özümsediklerine dair neticeler vereceği beklenmektedir.
Belki bu beklentiyi keşfedenler mağdur psikolojisinden yağ çıkarmak maksadıyla üretilen provakatif araştırmada niyetlerini de ele vermektedir. İnançlı insanların varoluşlarını anlamlandırdıkları kodların varlığına olan bir hıncın bir göstergesi olarak algılanabilen bu saldırganlık “varoluşun varlığına tahammülsüzlük” olarak adlandırılabilir.
Yarın kendi araştırmamızdan daha ayrıntılı bahsederek sizin şer bildiğinizde hayr vardır ilkesinin geçerliliğine bir kez daha şahit olabiliriz. Çalışma evrenimiz küresel düzeyde yürütülen 11 eylül sonrasında yoğunlaştırılan İslam karşıtı propagandanın etkilerini incelemek üzerine kurgulanmıştı. Ön okuma yapmak isteyenler için www.dinpsikolojisi.wordpress.com adresinden tez indirilip incelenebilir.
Dün mahalle baskısıyla başlayan ötekileştirilenlerle devam eden tartışmamıza bugün Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Din Psikolojisi Bilim Dalında 2007 yılında gerçekleştirilen “Din Karşıtı Propaganda Ve Dindarlık (11 Eylül Örneği)” isimli Yüksek Lisans Tezi çalışmasıyla devam ederek, Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın “Türkiye’de Farklı Olmak-Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma sonuçlarıyla varılmak istenen noktanın izahını yapmak niyetindeyiz.
11 Eylül 2001 yılında yapılan uçak saldırıları sonucunda, ABD ve müttefiklerinin “teröre karşı savaş” maskesi altında başlatmış oldukları, İslama ve Müslümanlara yönelik topyekûn harekat neticesinde, medya etkili bir şekilde kullanılmıştır. Tüm dünyaya uyarı niteliğinde mesajlar verilerek İttifak güçlerinin yanında yer almayanlara (özellikle Müslümanlara) gözdağı verilmiştir. Fiili savaşın yanında doğrudan ve dolaylı bir şekilde sürdürülen propaganda ve psikolojik harp uygulamaları neticesinde hem dünya kamuoyunun desteği alınmış hem direniş gösteren güçler zayıflatılmış hem de İslam küçük düşürülmüştür. Tüm dünya Müslümanlarını hedef alan bu propaganda sürecinin Türkiye’de algılanışıyla, Türkiye’deki Müslümanların dini tutum ve davranışlarının değişimi arasındaki ilişkiyi konu alan bu araştırmada; din, dindarlık, dini gelişim ve değişim, dini değişim, din karşıtlığı, propaganda ve kişilik kavramları incelenerek, din karşıtı propagandanın dinle ilgili tutum ve davranışlara etki edip etmediği; etki ettiyse hangi koşullarda bu etkinin değiştiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Din karşıtı propagandaların etkilerini anlamak ve gerekli tedbirleri almak için bu verilerin kullanılması düşünülmüştür. Araştırmanın ana amacı; algılanan din karşıtı propaganda ile dini değişim tutumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Temel merakı “11 Eylül sonrasında gerçekleşen din (İslam) karşıtı propaganda ile Türkiye’deki Müslümanların dini tutum ve davranışlarındaki değişim arasında bir ilişkili var mıdır? Sorusuna cevap aramaktır. Araştırmanın örneklemi İstanbul’da yaşayan, kendisini Müslüman olarak ifade eden, anketi doldurmaya gönüllü olan 633 denekten oluşmaktadır.
Araştırmada 3 ölçme aracı kullanılmıştır: Kişisel Bilgi Formu, Maruz Kalınan Propaganda Algısı Ölçeği, Dini Değişim Ölçeği. Maruz Kalınan Propaganda Algısı Ölçeği, kavramsal ve eylemsel propaganda olmak üzere iki alt faktörden meydana gelirken; Dini Değişim Ölçeği, dinin inanç, bilgi, etki, tecrübe ve ibadet boyutlarından oluştuğu görülmüştür. Dini değişim ölçeğinde deneklerin 5 yıl öncesine göre formu doldurdukları andaki durumlarını değerlendirmeleri istendiği sorularda 5’li dereceleme kullanılmıştır. Çeşitli engeller olsa da ibadet etme sıklığım 5 sene öncesine göre (çok arttı, arttı, değişmedi, azaldı, çok azaldı) şeklindedir.
Aşağıdaki tablolarda görüleceği gibi yapılan din karşıtı propagandaların algılanış düzeyleri faktör analizi tablolarında verilmiştir. Bu tabloya göre ,814 düzeyine kadar bir baskı ve sindirme algılanmıştır. Küresel ölçekte yapılan bu araştırma sonuçlarının bilim etiğine uygun insanlarca Türkiye evreninde yapılması durumunda benzer sonuçlarla karşılaşılacağı öngörülmektedir. Fakat yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış.
Tablo-1: Kavramsal Propaganda Alt Boyutu Faktör Analizleri
p3. Müslümanların terörist olduğuna dair iddiaları duydunuz mu?
,814
p4. “İslami terör” kavramını duydunuz mu?
,812
p2. “Radikal İslam” kavramını duydunuz mu?
,771
p5. İslamın çağdışı bir inanç ve yaşam modeli olarak sunulduğunu duydunuz mu?
,752
p1. “İslam fobisi” kavramını duydunuz mu?
,617
p6. Gayri Müslimlerin Müslümanlardan daha prensipli ve çalışkan olduğuna dair haberler duydunuz mu?
,427
Tablo-2: Eylemsel Propaganda Alt Boyutu Faktör Analizleri
p11. Avrupa’da cami kundaklandığından haberiniz oldu mu?
,711
p9. Camide yaralı Müslümanların vurulduğunu gördünüz mü?
,705
p8. ABD askerlerinin Ebu Garip Hapishanesinde Iraklılara yaptığı işkence görüntülerini izlediniz mi?
,689
p10. Türk askerlerinin başına çuval geçirildiğinden haberdar oldunuz mu?
,574
p12. Hz. Muhammed hakkında çizilen karikatürlerden haberiniz oldu mu?
,574
p7. Guantanamo’da Müslümanlara yapılanlardan haberiniz oldu mu?
,541
Araştırmada dini bilgi düzeyini belirten 627 kişinin 4’ü (%0,6) hiç dini bilgisi olmadığını, 49’u (%7,8) düşük düzey, 411’i (%65,6) orta düzey, 163’ü (%26) ise yüksek düzey bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir. Öznel dindarlık algısını belirten 629 kişinin 19’u (%3) dinle ilgisiz, 98’i (%15,6) az dindar, 438 (%69,6) dindar, 74’ü (11,8) ise çok dindar olarak kendilerini ifade edenlerden oluşmaktadır. 628 kişinin 213’ü (%33,9) bir cemaate mensupken, 415’i (%66,1) ise herhangi bir cemaate mensup olmadığını belirtmiştir. Dini bilgilerinin kaynağını bildiren 629 kişinin 161’i (%25,6) dini bilgilerini aileden, 96’sı (%15,3) dini bilgilerini okuldan, 136’sı (%21,6) dini bilgilerini kendisi, 99’u (%15,7) dini bilgilerini din görevlisinden, 100’ü (%15,9) dini bilgilerini cemaatten, 37’si (%5,9) ise dini bilgilerini arkadaştan öğrendiğini belirtmiştir. 11 Eylül sonrasında gelişen olayları anlamlandıran 594 kişinin 173’ü (%29,1) haçlı seferi, 188’i (%31,6) emperyalizm, 137’si (%23,1) teröre karşı savaş, 96’sı (%16,2) ise diğer olarak algıladığını belirtmiştir. Deneklerin 11 Eylül sonrasında yapılan din karşıtı propagandadan dini duygularının nasıl etkilendiğine göre dağılımları ise şöyledir: 605 kişinin 375’inin (%59,2) dini duygularında bir değişiklik olmazken 126 (%19,9) kişinin dini duygularının rencide olduğu, 104 (%16,4) kişinin ise çok rencide olduğu anlaşılmaktadır.
SONUÇ
Dinle ilgili tutum ve davranışlardaki değişim ve propaganda birbiriyle ilişkili kavramlardır. Din, insana varoluş amacını açıklar, hayatın anlamı hakkındaki soruları cevaplar, insana huzur verir ve kalbin mutmain olmasını sağlar. Din, insanı ontolojik varoluşsal boşluklardan korur; insana iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. Böylece din, insan ve toplum hayatında karmaşa oluşmasını engeller. Din, bireyin hayatını kuşatır, hayatın tüm alanlarına hitap ederek etkili olur. Dindarlık, dini kurallara uymayı gerektirirken; dinden uzaklaşmak, kuralsızlık doğurabilir. Dolayısıyla dinin, toplumda koruyucu ve onarıcı bir unsur olduğu düşünülebilir.
Bir toplumun dine olan inancı zayıflatılarak, insanların tutum ve davranışları şekillendirilebilir. Dini zayıflatmak için kullanılan en önemli araçlardan birisi ise propagandadır. Bu konuda Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın “Psikolojik Savaş” isimli eseri okumaya değerdir.
Din karşıtı propaganda, dini etkilerken, din de propagandanın etkisini kırabilmekte hatta dinin lehine çevirebilmektedir. Başka bir ifade ile propagandist, propagandasıyla, savunmacı dindarlığı geliştirebilir, planlamadığı bir sonuç alabilir. Araştırmada yanıtı aranan problemler için yapılan analizler neticesinde, varılan sonuçlar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER ve DİNİ DEĞİŞİMLE İLGİLİ SONUÇLAR
Dini değişim ölçeğinin tüm boyutlarında, ölçek parametrelerine göre, dinle ilgili tutum ve davranışların değişimi, dini eğilim sergilemektedir. Kanaatleri ifade eden bu bulgu ve sonuçlardan, deneklerin 5 yıl öncesine göre kendilerini daha dindar gördükleri anlaşılabilir.
1.1. Cinsiyet ve Dini Değişim
Dinle ilgili tutum ve davranışlardaki değişim, cinsiyete göre farklılaşmaktadır. Dini değişim ölçeğinin sosyal etki boyutuna giren tutum ve davranışlardaki değişim; sosyal hayattaki dış görünüm, giyim, tesettür, makyaj, sünnet sakal konusunu kapsamaktadır. Erkeklerin bu boyuta giren tutum ve davranışlarının değişimiyle ilgili kanaatlerinin, kadınlara göre daha yoğun dini eğilim gösterdiği anlaşılmaktadır. Erkeklerin kadınlara oranla dinin lehine daha yoğun dini eğilim tutumu sergilemesinin sebebi, sosyal hayatta daha etkin olmalarından kaynaklanabilir. Dini değişimin inanç, etki, bilgi, ibadet, iktisadi etki boyutlarına giren tutum ve davranışlardaki değişim de ise kadınların ve erkeklerin benzer özellikler taşıdıkları söylenebilir.
1.2. Yaş ve Dini Değişim
40 yaş ve üstü grup diğer yaş gruplarına göre daha yoğun dini eğilim sergilediği kanaatindedir. Dini değişimin etki, bilgi, ibadet boyutlarına giren tutum ve davranışlarla ilgili değişim hakkındaki kanaatlerinden, dinin etkisine daha çok girdikleri, dini bilgilerini daha çok arttırdıkları, ibadetlerini daha sık eda ettikleri anlaşılabilir.
Bununla beraber 20 yaş ve öncesi grubun, dini değişimin inanç boyutunda en yoğun dini eğilimi sergiledikleri görülmektedir. Soyut işlemler dönemine girmek, idealizm ve dinle yeni tanışmak, gencin, dini eğiliminin yoğunlaşmasına sebep olabilir. En seyrek dini eğilim sergileyen grubun ise 21-39 yaş arası olduğu söylenebilir. Özetle genç ve yaşlıların orta yaş grubuna göre daha çok dini eğilim sergiledikleri kanaatinde oldukları görülmüştür.
1.3. Eğitim Düzeyi ve Dini Değişim
Eğitim düzeyine göre dini değişimde farklılaşmalar vardır. İlkokul mezunlarının, daha üst eğitim kurumlarından mezun olanlara göre dini bilgilerini ve inançlarını arttırarak dinden daha çok etkilendiği söylenebilir. Ortaokul mezunlarının ibadetlerini daha sık eda ettikleri, lise mezunlarının ise dinin sosyal etkisine daha çok girdikleri anlaşılmaktadır. Lisansüstü eğitim mezunlarının, dinin iktisadi ilkelerini daha çok benimsediği gözlenmiştir. Tüm gruplar en yüksek grup ortalamalarıyla dini bilgilerini arttırdıkları kanaatindedirler. Genel olarak; eğitim düzeyi düştükçe dini eğilimin yoğunlaşmakta olduğu söylenebilir.
1.4. Ekonomik Düzey ve Dini Değişim
Araştırmada, gelir durumunun dinle ilgili tutum ve davranışlardaki değişimi etkilediği tespit edilmiştir. Dinden en çok orta düzey ekonomik gelir seviyesine sahip olanların etkilendiği görülmüştür. Yüksek ekonomik gelire sahip olanların ise düşük ekonomik gelire sahip olanlara göre dinden daha çok etkilendikleri görülmüştür.
Orta düzey gelir grubunun diğer gelir gruplarına göre daha yoğun dini eğilim göstermesinin sebebi zenginlerin kibir; fakirlerin de suçlama yüzünden dine mesafeli durmaları olabilir. Orta gelir düzeyine sahip olanların daha yoğun dini eğilim sergilemeleri ise şükür ve dua arasında bulunmalarından kaynaklanabilir.
2. KİŞİSEL ÖZELLİKLER ve DİNİ DEĞİŞİMLE İLGİLİ SONUÇLAR
2.1. Takip Edilen Haber Alma Organı ve Dini Değişim
Haber alma organı olarak radyoyu tercih eden bireylerin, dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki değişim daha yoğun dini eğilim göstermektedir. Radyo dinleyicilerinin genel olarak takip etmeyi tercih ettikleri bir frekans olması bu sonuçta önemli rol oynayabilir. Gazetenin de aynı sebepten dolayı radyodan sonra dini eğilimin en yoğun görüldüğü haber alma organı olduğu düşünülebilir.
2.2. Takip Edilen Program Türü ve Dini Değişim
Program kategorisinden, dini program türünü en sık takip edenlerin, dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki değişim daha yoğun dini eğilim göstermektedir. Burada da kişinin tercihinin kendi dindarlığını etkilediği görülmektedir.
Bu sonuç insanın başına gelenlerin kendi elleriyle yaptıklarından kaynaklandığını hatırlatabilir (Kur’an-ı Kerim, Şura Suresi, Ayet 30).
2.3. Dini Bilgi Düzeyi ve Dini Değişim
Dini bilgi seviyesi düşük olanların, dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki değişim daha yoğun dini eğilim sergilemektedir. Dini bilgi seviyesi düştükçe dini eğilim yoğunlaşmış, dini bilgi yükseldikçe dini eğilim daha seyrek görülmüştür. Bu sonuç, dini bilgi seviyesi düşük olanların, dini bilgilerini ve yaşayışlarını hızla arttırdıklarını gösterebilir.
Ayrıca, dini bilgi seviyesini yüksek olarak ifade edenlerin, gerçekten din konusunda çok bilgili oldukları ve dini bilgi artışı olarak niteledikleri bilgi kümesinin muhteviyatının çok fazla bilgi içermesi, bu gruptakilerin dini bilgilerini daha az arttırdıkları kanaatinde olmalarına sebep olabilir. Gene aynı şekilde dini bilgi seviyesi yüksek olanların dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki dini eğilimin diğer gruplara nazaran daha seyrek görülmesinin sebebi, bu kişilerin dini bildikleri kadar da yaşadıkları kanaatinde bulunmaları olabilir.
2.4. Öznel Dindarlık Algısı ve Dini Değişim
Araştırma örneklemi çerçevesince, bireylerin öznel dindarlık algısı arttıkça dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki dini değişim, daha yoğun dini eğilim sergilemiştir. Öznel dindarlık algısı azaldıkça da dini eğilimin daha seyrekleştiği görülmüştür. Öznel dindarlık algısı arttıkça sanılanın aksine dinle ilgili tutum ve davranışların değişiminde daha yoğun dini eğilim görülmesinin sebebi, dinle ilgili tutum ve davranışlar, dini eğilim gösterdikçe öznel dindarlık algısının da artması olabilir.
2.5. Cemaate/Görüşe/Gruba Mensubiyet, Dinin Öğrenildiği Kaynak ve Dini Değişim
Dini bir gruba mensubiyetin; dinle ilgili tutum ve davranışlardaki değişimde, mensup olanların lehine rol oynadığı görülebilir. Aynı zamanda dinin, mensubiyet çerçevesinde öğrenilmesi de, dinle ilgili tutum ve davranışların değişimindeki dini eğilimi yoğunlaştırabilir.
İnsan kelimesinin kökünde olan ‘üns’iyetin (yakınlık), fıtri bir olgu olması, mensubiyetin dindarlaşmaya sağladığı katkıyı açıklayabilir. Bundan dolayı din ile ilgili birçok tutum ve davranışın mensubiyetle ilgili olduğu düşünülmektedir.
2.6. 11 Eylülün Nasıl Anlamlandırıldığı; 11 Eylül Sonrasında Yapılan Propagandanın Dini Duygulara Etkisi ve Dini Değişim
11 Eylül sonrasında yaşanan din karşıtı propagandaya maruz kalanlardan, propagandayı haçlı seferi olarak algılayanların ve çok rencide olanların, dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki değişim daha yoğun dini eğilim göstermektedir.
Bu sonuç, 11 Eylül sonrasında maruz kalınan propagandayı haçlı seferi olarak anlamlandıranların ve bu propagandadan dini duyguları rencide olanların, içe kapanıp dindarlıklarını daha yoğun yaşadıklarını, musibetlerden kurtulmak için dualar ettiklerini, din adına daha çok çalışmaya motive olduklarını ve partikülarizm yaparak daha fazla dini eğilim sergilediklerini düşündürebilmektedir.
Bununla beraber, maruz kalınan din karşıtı propagandaya direnç gösterenlerin dini kimliklerini daha da güçlendirerek, dini savunmacı bir yaklaşımla daha yoğun dini eğilim sergilemesi, savunmacı dindarlığa bir örnek olarak gösterilebilir.
3. DEMOGRAFİK ve KİŞİSEL ÖZELLİKLERLE İLGİLİ SONUÇLAR
3.1. Cinsiyet ve Mensubiyet
Erkeklerin, kadınlara göre herhangi bir cemaate/tarikata/görüşe daha çok mensup oldukları görülmektedir.
Erkeklerin, Türk toplumunda daha sosyal olması ve ev dışındaki işlerle daha çok ilgilenmesi neticesinde, erkeklerin daha çok mensubiyeti tercih ettikleri düşünülmektedir.
4. PROPAGANDA ve DİNİ DEĞİŞİMLE İLGİLİ SONUÇLAR
Dini değişimin iktisadi etki ve sosyal etki alt boyutuna giren tutum ve davranışlardaki değişim ile din karşıtı propaganda arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Propaganda arttıkça, dini değişimin dindarlık lehine yoğunlaştığı görülmektedir. Başka bir ifade ile din karşıtı propaganda arttıkça dinle ilgili tutum ve davranışlardaki değişimin daha yoğun dini eğilim gösterdiği söylenebilir.
Bu sonuçtan, maruz kalınan din karşıtı propagandanın şiddeti ne kadar artarsa, savunmacı dindarlığın o kadar artacağı, dinle ilgili tutum ve davranışların değişimindeki dini eğilimin daha yoğunlaşacağı, propagandanın ters tepebileceği için propagandistin hedefine ulaşamayacağı anlaşılabilir.
Demografik ve kişisel (olgusal) özellikler dini değişimle ilişkilidir ve anlamlı farklılıklar yaratmaktadır. Dini değişim ile din karşıtı propaganda arasında da manidar bir ilişki vardır. Bu iki durum göz önüne alınırsa din karşıtı propagandanın dini değişime etkisi, demografik ve kişisel özelliklere göre de farklılık gösterebilir.
5. GENEL DEĞERLENDİRME
Alınan bu sonuçlar neticesinde, deneklerin kendilerini 5 yıl öncesine göre daha dindar gördüklerine dair kanaatlerinden anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye’deki Müslümanların dinle ilgili tutum ve davranışlarındaki değişimin, 5 yıldan bu yana, dini eğilim sergiledikleri anlaşılabilir. Ayrıca din karşıtı herhangi bir propaganda algılayan bireylerin, savunmacı dindarlıklarını geliştirerek, daha yoğun dini eğilim sergilediği görülebilir.
Tüm dünyada ve Türkiye’de yapılan din karşıtı propagandanın maksadına ulaşamadığı, aksine geri teperek Müslüman kimliğinin daha çok sahiplenilmesine, İslam dinin daha çok benimsenmesine katkı sağladığı düşünülmektedir.
Özetle; din karşıtı propagandanın, bireylerin daha yoğun dini eğilim sergilemesine sebep olduğu düşünülmektedir.
Tüm bu araştırma sonuçlarından anlaşılacağı gibi dindarlara yapılan baskılar geri tepmiş, kitlelerin dini içselleştirmesini hızlandırmıştır. Bu yüzden şimdi sürdürülen dindarların mahalle baskısı yaptığına dair propaganda da maksadına ulaşamayacaktır. Tez hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler www.dinpsikolojisi.wordpress.com adresinden tezi indirilip inceleyebilirler.
Entry filed under: diğer. Tags: binnaz toprak, dindarlık, mahalle baskısı, muhafazarlık.
1.
Zeyneb Fatima Güngörmüş | 1, Eylül 2010, 10:05 pm
Bir bilim insanı olarak yeterince tarafsız değilsiniz. Satır aralarında İslamiyet propagandası yaparak bilim üretilmez. Elalem Mars’ı teknolojik araç deposuna çevirip, üstüne bir de haritasını çıkarttı. Biz ise hala dinle diyanetle ilgili sosyolojik araştırma kivesi altında İslamiyet propagandası yapıyoruz. Zannedilmesin ki işe yarıyor. Bilakis son 7 yıllık süreçte dini sorgulayıp, araştırarak mantık dışı bulduğu konular nedeniyle İslamiyetten çıkmayı tercih eden sayısız insan var. Tıpkı benim gibi. Siz İslamiyete getirilen eleştirilerin ters tepen birer propaganda olduğunu düşünedurun.